M.Ali Birand

Bu Kafayla Açılım Filan Yapılamaz...


Bizler galiba boş yere açılımlardan söz ediyoruz. Boş yere zaman harcıyoruz. Açılım yapabilmek sadece Başbakanların veya Bakanları bu kelimeyi sık sık tekrarlamaklarıyla olmuyor. Yasalar değişmedikçe ve daha da önemlisi kafalar değişmeden ne Kürtlere ne de Ermenilere açılabiliriz. Bakın, direniş noktaları nerelerde karşımıza çıkıyor.

Bazen gazetelerdeki haberleri gördükçe,inanın yüreğim daralıyor.
           
Bizler neler yapmak istiyor, Türkiyeyi nasıl daha ileriye götürebileceğimizi düşünüyor ve bu yönde mücadele veriyoruz, öte yanda ise öylesine derin bir direnme ile karşılaşıyoruz ki, insanın tüm hayalleri yok oluyor.
           
Açılım diyoruz, değil mi ?
           
Kürt kökenli vatandaşlarımızı kucaklamaktan ve dökülen kanın artık durması gerektiğini söylüyoruz. Kanın durdurulması için de neler yapılması gerektiğini tartışıyoruz.
           
İnsanlar Kürt olduklarından dolayı hırpalanmamalı, Kürtlüklerinden gurur duyabilmeli, Kürt olduklarını söylemekten korkmamalılar, diye bar bar bağırıyoruz. Böylece açılımın ilk adımlarının atılabileceğini ileri sürüyoruz...
           
Ermenilerin de onurlu insanlar olduklarını, onları da anlayışla dinlememiz ve varsa kendi hatalarımızı da kabullenmemiz gerektiğini söylüyoruz...
           
Sonra ne oluyor biliyor musunuz ?
           
Birden bire Türkiye'nin gerçekleri karşımıza çıkıveriyor.
           
Yıllar boyunca “Kürt diye birşey yoktur. Onlar dağ Türkleridir. Kürtçe diye bir dil de yoktur.”diye beyinlerini yıkadığımız insanlar karşımıza çıkıveriyorlar. Okullarda, sonra da Üniversitelerde “Etnik çelişkiler yaratılıp Türkiye böyle bölünmek isteniyor, aman dikkatli olun ve direnin diye eğittiğimiz milyonlar karşımıza dikiliveriyorlar.
           
Ulan sen neden söz ediyorsun? Kürt nedir ulan? Ülkemizi bölüyorsunuz ulan...” diyerek tepki gösteriyorlar.
           
Sadece tepki göstermekle kalmıyorlar.
           
Aynı mantığı sürdürebilmek, alıştıkları, öğrendikleri hiçbir şeyin değişmesini istemedikleri için, ülkenin gerçekten bölünebileceğine inandıklarından dolayı ayaklanıyorlar. Üstelik ellerinde kapı gibi yasalar var.
           
Yasaları istedikleri yönde yorumluyorlar.
           
Ağzını açanı cezalandırıyorlar.
           
Dünya'nın değişebileceğine inanmıyorlar.
           
Türkiye'nin değişmesini ise, hiçbir şekilde istemiyorlar.
           
Bu direnişçileri hemen her yerde bulabiliyorsunuz.
           
Bir bölümü savcı, diğer bölümü yargıç, bazıları polis, diğerleri asker ve nihayet önemli bölümü toplum içindeki bizler...hatta sizler.
           
Bu yasalar değişmedikçe, hatta bu hatalar değişse bile, bu kafalar değişmedikçe bizler hiçbir yere açılamayız.
           
Kendi içimizde kömür gibi yaşarız...
                                    *                                  *                                  *
 


AMAN, BUNLARA UYUP AÇILMA. BAŞIN DERDE GİRER...
           
Bir AÇILIM  modasıdır gidiyor.
           
Ben de kendimi kaptırdım gidiyorum. Doğruluğuna inandığım için de, sonuna kadar destekleyeceğim.
           
Ancak zaman zaman hem umutsuzluğa kapılıyorum, hem de korkuyorum.
           
Açılım gazıyla insanlar daha kolay konuşmaya, daha özgür davranmaya ve tutumlarını daha açıkça anlatmaya başladılar. “Baksanıza Başbakan neler söylüyor, bende artık konuşabilirim diyenler de ortaya çıkıyorlar.
           
Aman aldanmayın.
           
Bakın Hülya Avşar'ın başına gelenleri gördünüz.
           
Ailesindeki Kürtlüğün nasıl saklandığını anlattığından dolayı “Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlanıyor.
           
Neden?
           
Zira yıllardan beri aynı sözleri söyleyenleri mahkemeye veren savcımız, görevini yerine getirdi !
           
Öyle yetişmişti.
           
Yasaları da hep bu yolda yorumlamıştı. Bundan dolayı da sürekli şekilde ödüllenmişti. Bundan daha normal bir şey olabilir miydi ? Üstelik ona kimse, Türkiye'nin değişmeye başladığını da söylememiş , öğretmemişti.
           
Gösteriler sırasında taş atan çocuklara ateş açan askeri beraat ettiren kafalar da aynı şekilde hareket ediyorlar. Onlar da aynı kalıptan çıkmış insanlar.
           
Böyle yetiştirilmişler.
           
Çocuk da olsa, Güneydoğu da polis veya askere taş atan öldürülebilirdi. Onların insan hakkıyla ilgisi yoktu.
           
Onların her biri PKK'lıydı.
           
Ayrıca yasalar da bunu öngörüyordu. Yasaları farklı yorumlamak da istemiyorlardı.
           
Türkiye kendi kendini öylesine bağlamış, yasalarla öylesine içinden çıkılmaz bir çukur kazmış ki, bu açılımların ayakta kalması adeta birer mucize olacak.
           
Yönetmelikleri değiştirelim, karşımıza yasalar çıkıyor.
           
Yasaları değiştirelim, karşımıza Anayasa çıkıyor.
           
Anayasayı zaten değiştiremeyiz. Bir de bunların üstüne, kafalardaki kelepçeler geliyor.
           
Şimdi anlıyor musunuz, bu işlerin ne kadar zor olacağını, ne kadar uzun zaman ve çaba gerekeceğini görebiliyor musunuz?
           
Herşeye rağmen yine de direnmemiz gerekecek.
           
Zira bizim gibi düşünenler doğru yapıyor.
           
Diğerleri yanlışlar.
           
Er veya geç, doğrular kazanır...


mabirand@e-kolay.net  (29 Eylül 2009 )






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

Reklam
 
 
 
 
Bugün 3 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=